15 Ağustos 2014 Cuma

4 Ağustos Haftası

4 Ağustos haftasında neler yaptığımıza ilişkin yazımı hazırlarken bir taslak çıkardım önce, ve bunca şeyi hangi arada yaptığımıza şaşırdım açıkçası :) Sanırım bu yaz niye bu denli yorucu geçiyor, cevabı burada. Tabii ki bunda en büyük etken, uyumlu, istekli ve gayretli bir ekiple birlikte olmak. Zaten sevdiğimiz şeyleri böyle özel bir ekiple yapmak çok daha eğlenceli hale geliyor.

Haftaya Temmuz Grubu'nun Django ile tanışmasıyla başladık, böylece tüm ekip Tuna Projesi üzerinde çalışmaya hazır gelecek. Django'nun neye benzediğini önceki yazılardan takip etmişsinizdir. TED'de Stephen Wolfram'ın bir konuşmasını dinledik. Wolfram'ın "A New Kind of Science" adlı kitabıyla lisans 2. sınıfta tanışmıştım ve yaklaşımından çok etkilenmiştim. Bu yaklaşımı şöyle özetleyebiliriz: bir insana ait herhangi bir biyolojik durum aşırı şekilde karmaşık gelebilir, ancak eninde sonunda sınırlı sayıda genin veya biyolojik molekülün etkileşimiyle ortaya çıkmıştır. Bu etkileşimleri tanımlayamadığınız sürece sadece anlık durum odaklı bakış bence bizi pek de bir yere götürmüyor. Zaten bu nedenle kanser gibi kompleks hastalıklara çare bulamıyoruz, sanırım uzun süre de bulamayacağız. Çalışmalarımıza başladığımız ilk hafta da bunun üzerine konuşmuştuk ve mevcut bilimsel paradigmanın artık değişmesinin zamanı geldiğini düşündüğümü ifade etmiştim. Tam olarak nasıl ve nereye doğru değişmesi hakkında berrak bir fikrim yok henüz, ancak ortak akla inanıyorum, ve umarım çok da uzakta olmayan bir zaman diliminde bu değişim başlar ve etkili hale gelir. Dünyayı gerçekten anlamaya başlamak güzel olurdu :)

Mustafa ve Çağla'nın doğum günlerini bir hafta erken kutladık, böylece bunun süpriz olmasını garantilemiş olduk :) Bu iki aylık süreçte 5 kişinin doğum gününe denk gelmek ilginç bir durum. Üstelik ülkemizdeki doğum günü istatistiklerine (TÜİK, 2013) baktığımızda da böyle bir yoğunluk görülmüyor. Bu sıralar hayatı üzerine okuma yaptığım Fisher'in de anısına bu sayılara baktığımda bu durum pek de şans eseri bir durum değil (p=0,048), ancak sebebi üzerine bir fikir yürütemiyorum.

Verilerin görselleştirilmesi özel ilgi alanlarımdan birisi, ve bu hafta da farklı görselleştirme yaklaşımlarının avantaj ve dezavantajları üzerine konuştuk. Bu blogdaki okunma sayılarını paylaşmıştım ekibimizle ve hepsi birbirinden farklı ve çoğunluğu Excel'de oluşturulmuş birçok grafik ortaya çıktı. Teorik bir anlatımdansa gerçek verilerle oluşturulmuş gerçek grafikler üzerinden konuşmanın çok daha anlamlı ve faydalı olduğunu düşünüyorum.

Bu haftaki Skype görüşmelerimize Can Uğur Ayfer ile başladık. Öğrencisi olmaktan gurur duyduğum ve kendisinden hem programlamaya, hem de hayata dair çok şey öğrendiğim Uğur Hocam sorularımızı cevapladı ve bir işi çok severek yapmanın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı bizlere. ODTÜ Enformatik Enstitüsü'nden Yrd. Doç. Dr. Yeşim Aydın Son ile yaptığımız görüşmede ise biyoinformatik alanına ilgi duyanların nasıl bir eğitim alması gerektiği ve kendilerini hangi alanlarda geliştirmesi gerektiği üzerine konuştuk. Özellikle istatistik üzerine yaptığı vurguyu ise bir kenara not aldık.

İstatistik demişken, hem istatistik, hem de de programlama yeteneklerimizi geliştirmek üzere bir çalışmaya başladık. Amacımız, yeni yazılan ve yazarını bilmediğimiz bir blog yazısının kimin tarafından yazıldığını tahmin edebilecek bir yazılım geliştirmek. Bayes yaklaşımı bunun için biçilmiş kaftan. Klasik istatistiksel yaklaşımdan çok farklı olan Bayes'i anlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum, bu nedenle bu çalışmamız büyük öneme sahip.

Bu haftaki sunumlarımızın temel amacı kendimizi başkalarına ifade edebilmekti. Özellikle bir başvuru yaptığımızda kendimizi bir başkasına tanıtmak için çoğu zaman yüzyüze görüşmek gibi bir şansımız olmuyor, ve CV kendimizi anlatmak için çok sınırlı bir döküman. Bu nedenle Haziran ve Temmuz Grubu'nun her bir üyesi kendini anlatacak birer sunum hazırladı ve bunları kamerayla kayda aldık. Sunumların sonunda bir de oylama yaptık ve her bir sunumu üç farklı kategoride değerlendirdik. Buradaki amacımız, zaten her biri ortalamanın gayet üzerinde olan başarılı sunumların bir de bir başkasının gözüyle nasıl görüldüğünü sayılara dönüştürmekti. Böylece herkes hem kendi sunumunu, hem de bir başkasının sunumunu kalabalığın gözüyle değerlendirebilecek bir fırsat elde etti. Oylama sonuçlarını yanda bulabilirsiniz.

Bu sonuçlara bakarak her bir kategorinin ve her bir ekip üyesinin aldığı oylar bakımından birbirine ne ölçüde benzediğini de kaba bir hesaplamayla yandaki şekilde görüntüledim. Kullandığımız grafikte (ısı grafiği veya heatmap) birbirine bağlı dallar göreceli olarak yüksek benzerliği ifade ediyor. İçerik, adından anlaşılacağı üzere sunumlarda ne anlatıldığına ilişkin bir bilgi verirken, sunum tekniği ve konuya yaklaşım tarzı Tarz/Teknik kategorisi altında değerlendirildi. Son olarak, kişinin sahneye sunum yapmak üzere çıktığı andan itibaren nasıl bir tavır sergilediği ve seyirci tarafından görüldüğü ise Sempati başlığı altında puanlandı. Yine de tekrar hatırlatmalıyım ki, her ne kadar bu sunumları birbiriyle kıyasladığımız için bazıları diğerlerinden yüksek puan aldıysa da, her biri tüm kategorilerde ortalamanın çok çok üzerinde sunumlardı. Puanlamada da amacımız en iyiyi seçmek değil, yapılan işlerin nasıl geribildirimler aldığını kendi aramızda sayılarla ortaya koymaktı. 

Bu haftaya damgasını vuran şey ise Elif'in bizlere vedasıydı. Gitmeden bize iki güzel sunum yaptı: ilki, daha önce de hazırlamış olduğu ve Uzun Kuyruk adlı olguyu anlattığı sunumuydu. Diğerinde ise yazılım geliştirmede bir standart olarak kabul edilen ve Tuna Projesi'nde de sıklıkla başvuracağımız UNIX felsefesini bizlere tanıttı. Hatıra olarak bizler de Survivor temalı bir dizi video çektik, ve çok eğlendik :)


Yeri gelmişken bahsetmek istediğim bir konu daha var. Ekibimizdeki herkes birçok entellektüel bilgi ve beceri kategorisinde en üst sıralarda yer alıyor, bu nedenle bize veda eden her bir ekip üyesi hakkında bir şeyler yazmak o kişiyi olduğundan çok daha azıyla anlatmak ve kelimelerle sınırlandırmak gibi geliyor, ve kendimi haksızlık yapıyor gibi hissediyorum. Ancak bu kez kuralımı esneteceğim ve -elimden geldiğince- Elif'den bahsedeceğim.

Dünyanın bir ölçüye göre düzenlendiğine inanıyorum, ve fiziksel kuralların yanı sıra sosyal kurallar da bundan nasibini almış bence. Birçok özellik açısından bir çan eğrisinin gerçekten de var olduğuna inanıyorum toplumlarda, ve bir özellik açısından istisnai derecede iyi olan insanlar genelde o toplumun çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Aynı anda iki farklı istisnai özellik açısından bakınca bu oran çok daha küçülüyor. Özellik sayısı 5'e yaklaştığında ise, o potansiyel ve kapasiteye sahip kişilere rastlayabilmek için sizin de çok istisnai düzeyde şanslı olmanız gerekiyor. Elif de beni bu derece şanslı hissetiren birisi. Elif'in yüzüne baktığınızda ve 20 sene sonra nerelerde neler yapabileceğini görmeye başladığınızda, gelişmiş bir toplumda olsa farkedilip çok özel yerlerde çok büyük işler yapabileceğini anlıyorsunuz, ve dünyayı şekillendirebileceğini. Kendisine ve kendisine çok benzeyen kardeşi Barış'a başarı ve mutluluklar diliyorum :)

Birkaç gün sonra görüşmek üzere :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder